Yapay zeka ve sosyal medya çağında kişisel web sitesi açmak aptallık mı?

Herkese merhaba. İnternetin yapay zeka çılgınlığıyla içerik çöplüğüne döndüğü, insanların merak ettiklerini web sitelerinde aramak yerine bir chatbota girdiği mini bir prompt ile öğrendiği bu çağda blog açmak ve içerik üretmek gibi büyük bir maceraya girdiğim için biraz tuhaf hissediyorum. Çünkü insanlar artık sarsılmaz bir çabayla yıllardır üretim faaliyetini yürüttükleri bloglarını kapatıp sosyal medyada içerik üretimine yöneliyor. Derdini YouTube’da görece uzun videolarda ya da TikTok, Instagram gibi uygulamalarda kısa reels, shorts üreterek anlatmaya çalışıyor. Bu da bize şunu gösteriyor; 2026 yılı itibariyle hem öğrenme hem de anlatma – öğretme alışkanlıklarımız kökünden değişti. Eskinin blog okuyucuları da kalmadı. Bir platformda merakı cezbeden ya da içeriklerin beğenildiği hesapları takip edip onun hakkındaki tüm güncellemeleri hiç çaba içerisine girmeden  saniyeler içerisinde öğrenmek varken, kim neden e-posta topluluğuna katılsın ya da web tarayıcısına girip, adres satırına domain ismini yazsın ki? Her şeyin birkaç tıka indirgendiği bu çağda bu zahmete neden girilsin? 

Peki, hal böyleyken ben neden bir blog açma gereği duydum?

Benim öncelikli amacım fikirlerimi, düşüncelerimi, hislerimi ya da aklıma gelenleri belirli bir sistematik düzlemde yazma isteği. Zira o kadar çok dikkat dağıtıcı unsur var ki dünyada, neyin önemli neyin önemsiz olduğunu idrak edemeyecek bir noktaya geldiğimizi hissediyorum. Yazının gücünü kullanarak daha iyi düşünebileceğimi biliyorum. Aslında bir anlamda kendimi daha iyi anlamak için yazmak istiyorum. Bu süreçte belirli bir okuyucu kitlesine ulaşırsam, anlattıklarım farklı insanlarda karşılık bulursa, bir tartışma başlatma ya da beyin fırtınasına ön ayak olursam kendimi şanslı ve başarılı sayarım. 

Bu noktada şu düşünce akıllara gelebilir: X’te (Twitter) ya da Instagram’da da yazabilirsin. Amaç bir şeyler aktarmaksa ve aktardıklarının karşılık bulmasıysa, sosyal medya uygulamalarında şansın çok daha fazla. 

Aslında değil. Evet, daha fazla kişiye görünebilirim. Ama onları etkilemek için sadece birkaç saniyem var. Kanca başlıklar, olta cümleler, dikkat dağıtıcı materyaller (bilerek dikkat çeken demiyorum) kullanmam gerek. Oysa gerçek hayat böyle işlemez. 

SOSYAL MEDYA ALGORİTMALARINDAN KAÇIŞ

Herhangi bir sosyal medya platformunda ne kadar takipçiye, izleme – görüntüleme oranına, beğeni, yorum ya da iletim oranına sahip olursanız olun patron daima ve daima o uygulamanın geliştiricileridir. Tek bir güncelleme ile birkaç dakika içerisinde 1 milyonluk takipçi kitleniz işe yaramaz bir hale gelebilir. Ana sayfada, keşfette ya da aramalarda bir anda hayalet olabilirsiniz. Ya da daha fenası, yaptığınız tek bir hatada ya da politika ihlalinde hesabınızı sonsuza kadar kaybedebilirsiniz. Tek bir kelime hatası sonu gelmez linçlerin yolunu açabilir. Hiçbiri olmazsa bu derece “hızlı” hareket eden ve her şeyin anlık olarak değiştiği bir ortamda aklınızı, vaktinizi ve düşüncelerinizi kaybedebilirsiniz. Bir süre sonra, yaptığınızdan ötürü zevk aldığınız şeyleri değil, algoritmanın ya da takipçilerin hoşuna gittiği şeyleri yapmaya başlarsınız. Bu durum zaman içerisinde körelmeye yol açar. Anlatıcı rolünden çıkar, etkileyici ya da akım devam ettirici rolüne girersiniz. Her ne yapıyorsanız, neredeyseniz, ne yiyorsanız, ne yiyor – içiyorsanız anlık olarak paylaşma ihtiyacı duyarsınız çünkü takipçilerinizin sizi anlık olarak “merak ettiğini” düşünürsünüz. 

Oysa çoğu zaman sizi kimse gerçekten merak etmez. Kimsenin sizi gerçekten önemsediği yoktur. Siz o 1 milyon insan tarafından takip edilen ve içerik üreten birisinizdir sadece. Zaman içerisinde siz “içerik” olursunuz.

Zamanında çeşitli platformlarda bir gezi – seyahat hesabında içerik üretmeye çalıştım. Güzel bir başarı yakaladım. Kısa süre içerisinde 20 bini aşkın takipçiye ulaştım. Devam etseydim daha fazlası da olacaktı. Ama bende bir şey oldu; Yaptığım şeyi severek yapmıyordum. Reels paylaşmak, günlük olarak edit yapmak, paylaşımın altına metin yazmak bir süre sonra zorunluluktan yaptığım bir şey haline gelmeye başladı. Ben de içerik üretmeyi bıraktım. 

BLOG İÇERİĞİNDE PATRON SİZSİNİZ

İşin asıl can sıkıcı tarafı da bu platformlar için zamanını, emeğini ve bilgilerini harcayan siz, her ne kadar o profilin sahibi gibi gözükseniz de aslında sadece bir kiracısınız. İçişlerinde bağımsız olsanız da dışta tamamen platformlara bağımlısınız. Ev sahibi evi yıkmaya karar verirse bir gecede kapının önünde kalırsınız. Ancak bir web sitesi sahibi olmak siz yıllık barındırma ve alan adı parasını ödediğiniz sürece patron olmanızı ve aktif kalmanızı sağlar. Tabii eğer devletin hoşuna gitmeyen şeyler yazıp sitenizi kapattırmazsanız. Web siteniz tıpkı arabanız, eviniz, yazlığınız, arsanız gibi sizin mülkünüzdür. Onda tasarruf hakkına sahipsiniz. Sitenizi istediğiniz gibi tasarlayabilir, istediğiniz renkleri, yazı fontlarını kullanabilir, istediğiniz sese, görüntüye sahip olabilirsiniz. 

İşte beni bir blog sitesi sahip olmaya iten başat düşünce bu oldu. Bir şeyler üretiyorsam, o üretimin tek sahibi ve muhatabı ben olmalıyım. İstediğim konu hakkında, istediğim kadar yazabilmeliyim. 

Mevzu sadece bir kitleye sahip olmak olsaydı yaptığım tam bir aptallıktı. Ama burada mevzu, genel geçer değil gerçek bir kitleye sahip olmak.

SINIRLARI AŞMAK VE OTOKONTROL

Bir sosyal medya uygulamasında hesap açtığımda çeşitli sınırlandırmalar ile karşı karşıya kalırım. Instagram için bu sınır yanlış hatırlamıyorsam 2200 karakterdi. X ise eğer mavi tik almadıysak sadece 280 karaktere izin veriyor. Bir web sitesi sahibi olduğunuzda ise yorulana, sıkılana ya da hayatınızı kaybedene kadar sınırsızca yazabilirsiniz. Okuyan okur, okumayan okumaz.

Sosyal medya sizi akıma uymaya zorlar. Web sitesi ise özgürlük sunar.

Yazının geneline baktığımda, sosyal medya uygulamalarını çok fazla gömmüşüm. Ancak ben de kullanıyorum. Kullanmaya devam edeceğim. Çünkü dijital dünyanın tam merkezinde olan bir alanda çalışıyorum. Dolayısıyla bu uygulamalardan uzak kalmam mümkün değil. Benim yazıda bahsettiğim şeyi sizler anladınız bence. Bu uygulamaları hayatlarımızın merkezine koymayı ve bir şeyler paylaşmazsak geri planda kalacağımız yanılgısını eleştiriyorum ben. Ve bu uygulamaların bizim hayatlarımızda sandığımızdan çok daha fazla kontrole sahip olmasından yakınıyorum. Otokontrolümüzü sağlayamazsak manipülasyonlara karşı bağışıklık kazanamayız.

YAPAY ZEKA ÇAĞINDA ÖZGÜNLÜK ARAYIŞI

Giriş yazısını çok da uzatmadan, yapay zeka gelişmelerine değinerek noktalamak istiyorum. Web sitesi açarken taşıdığım endişelerden bir tanesi de yapay zekanın artık arama motorlarında yapılan sorgularda bile birinci seçeneğe yükselmesiydi. Bu durum eski bir SEO Uzmanı olarak canımı sıkıyordu. İnsanların tıklamayacağını, görmeyeceğini bile bile bir web sitesi açmak saçmalık olarak geliyordu. Bu sebeple uzun bir süre bu isteğimi baskıladım. Bekledim. Forumlarda dolaştım. Yabancı otoriter siteleri taradım. Yoğun bir araştırma sürecine girdim.

Araştırmalarımda şunu net bir şekilde gördüm; yapay zeka çok kısa sürede insanların ürettiğinden kat ve kat daha fazla içerik üretebilir. Bu içerikler yazım kurallarına uygun olabilir ya da tam insanların istediği şekilde nokta atışı bilgiler sunabilir. Ama yapay zeka içeriklerinde eksik olan bir şeyler var;

Kusursuz gözüküyorlar. Ancak bu durum onların en büyük kusuru. Çünkü dünya tarihi birilerinin kusuru ile var olmuştur. Dünyada yazılan en büyük edebi metinler bir kusurun eseridir. Yapılan icatlar, kusurların giderilmesi ile mümkün olmuştur. Son raddede bile kusurludur. Kusurun olduğu yerde duygu vardır, çaba vardır, ruh vardır. Kusur insani bir özelliktir ve insan daima kusurlu olanı ciddiye alır.

Yapay zekanın bir diğer olumsuz yanı da deneyimden yoksun olmasıdır. Bir kelimenin sözlük anlamını isterseniz çok güzel yardımcı olurlar. Ya da tarihi bir olayı neden – sonuç ilişkisine girmeden, bağlam çabası gütmeden çok iyi anlatırlar. Ancak daima eksiklerdir. Yapay zeka, size İstanbul’un fethinde Fatih’in gemileri karadan yürütmesini anlatır. Ancak Fatih’in gemileri karadan yürütecek motivasyonu nasıl edindiğini anlatamazlar. Çünkü bir bağ kuramazlar. O ruhu anlamaya çalışmazlar. Çeşitli kaynaklardan topladıkları verileri harmanlar ve size bir çıktı sunarlar. İşlevleri bu kadardır.

SON SÖZLER

2026 yılı itibariyle sosyal medyadan da yapay zekadan da kaçamayız. Böylesine bir çağda onları görmezden gelemeyiz. Görmezden gelmemeliyiz. Onları verimliliğimizi artırmak ve daha üretken olmak için kullanmayı öğrenmeliyiz. Bunu yaparken her işi onların yapmasını bekleyip beynimizi köreltmemeliyiz. Beynimizi daha da geliştirecek şekilde faydalanmanın yollarını aramalıyız. Aksi takdirde, sırf iş yapış şekillerimize zarar veriyor, karımızı azaltıyor diye matbaaya karşı çıkanlardan bir farkımız kalmaz.

1 Comment

  1. Pingback: 24 Yıllık Hasret Bitti: 2002 ruhundan 2026 Altın Jenerasyonuna Bizim Çocuklar! Bu mutluluğa ihtiyacımız vardı - Gezgin Gazeteci

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir